ABD-İsrail ile İran arasında tırmanan savaş sürerken, diplomasi kanallarında hareketlilik dikkat çekici boyuta ulaştı. Türkiye’nin de dahil olduğu çok taraflı temaslarda gözler bu kez Pakistan’ın başkenti İslamabad’a çevrildi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanlarıyla birlikte kritik zirvede yer aldı. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler, bölgedeki gerilimi düşürmeye yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Zirveye ilişkin en çarpıcı gelişme ise İran’ın, Pakistan bayraklı gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin vermesi oldu. Küresel enerji ve ticaret dengeleri açısından stratejik öneme sahip bu adım, diplomasi masasındaki yumuşama sinyali olarak yorumlandı.
İslamabad Zirvesi ve Pakistan’ın Arabulucu Rolü
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar’ın ev sahipliğinde gerçekleşen temaslarda, İslamabad yönetiminin Washington ile Tahran arasında mesaj trafiğini sağlayan kilit ülke konumuna geldiği belirtildi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesi de zirvenin diplomatik arka planını güçlendirdi.
Kaynaklara göre taraflar, savaşın bölgesel bir krize dönüşmesini önlemek için diplomatik kanalların açık tutulması gerektiği konusunda mutabık kaldı. İslamabad’daki görüşmelerin, doğrudan ABD-İran temasına zemin hazırlayabileceği ifade ediliyor.
Hürmüz Boğazı Kararı ve Küresel Etkisi
Zirve sürerken İran’dan gelen Hürmüz Boğazı kararı dikkat çekti. Pakistan bayraklı 20 geminin boğazdan geçişine izin verildiği, günlük iki geminin geçiş yapabileceği açıklandı. Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği kritik bir su yolu olarak biliniyor.
Uzmanlara göre bu adım, enerji piyasalarındaki dalgalanmayı azaltabilecek bir gelişme olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda İran’ın diplomatik zeminde esneklik gösterebileceğine işaret eden bir mesaj olarak değerlendiriliyor.
Hakan Fidan’ın Diplomasi Trafiği
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İslamabad’daki temaslarda aktif rol aldı. Türkiye’nin savaşın yayılmasını önleme ve diplomatik çözümü önceleme yönündeki tutumu vurgulandı. Ankara’nın, hem bölgesel aktörlerle hem de küresel güçlerle temaslarını artırdığı belirtiliyor.
Diplomasi kaynakları, Türkiye’nin çok taraflı çözüm arayışında dengeleyici bir aktör olarak öne çıktığını ifade ediyor. Hakan Fidan’ın görüşmelerde “diplomasi tek seçenek” yaklaşımını savunduğu öğrenildi.
Savaşın Gölgesinde Yeni Bir Süreç mi?
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları sürerken, Husilerin İsrail’e yönelik saldırıları bölgedeki tansiyonu artırıyor. Bu atmosferde İslamabad’daki zirve, gerilimin düşürülmesi adına kritik bir fırsat olarak görülüyor.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un, ABD ile İran arasında doğrudan görüşmenin Pakistan’da gerçekleşebileceğine dair açıklaması, diplomatik sürecin hızlanabileceği yorumlarını beraberinde getirdi.
Uzmanlar, zirveden çıkacak olası uzlaşının savaşın seyrini etkileyebileceğini belirtiyor. Ancak ABD’nin diplomatik çözüm arayışının kalıcı bir barışa mı yoksa taktiksel bir zamana yayma stratejisine mi işaret ettiği sorusu gündemdeki yerini koruyor.
İslamabad’daki temasların ardından yapılacak resmi açıklamalar, Orta Doğu’daki çatışmanın geleceği açısından belirleyici olacak.
