Tasavvuf tarihinde ismi altın harflerle yazılmış, sabır, edep, zühd ve aşk ile Allah’a yönelmenin sembolü olmuş, hanım evliyaların sultanı Râbia-i Adviyye Hazretleri, yalnız kadınlar için değil tüm insanlık için derin bir kulluk örneğidir. Bütün ömrünü Allah’a ibadete adamış, hiçbir şeye gönül bağlamamış, gece gündüz gözyaşları içinde Rabbine yalvarmış bir veli kadın olan Râbia-i Adviyye, tabiîn neslinin en parlak yıldızlarından biridir.
Bu yazımızda, Râbia-i Adviyye kimdir, nerelidir, ne zaman vefat etmiştir, nasıl bir hayat yaşamıştır, evlilik ve dünya hayatı hakkında ne düşünmüştür, hangi duaları yapmıştır ve mezarı nerededir gibi soruların kapsamlı yanıtlarını bulacaksınız.
Râbia-i Adviyye kimdir, nerelidir?
Râbia-i Adviyye Hazretleri, miladi 717 yılında (Hicri 95) Basra’da doğmuştur. “Râbia” ismi, ailesinin dördüncü kızı olduğu için verilmiştir. Fakir ama dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babası İsmail Efendi, salih bir kuldu. Rivayetlere göre, Râbia'nın doğduğu gece, evde hiçbir şey bulunmuyordu. Ne yiyecek, ne yakacak, ne de kandil yağı… Bu zor anlarda babası annesini teselli etmiş ve Allah’a güvenmiştir.
O gece babası bir rüya gördü. Peygamber Efendimiz (s.a.v) rüyasında ona şöyle buyurdu:
"Üzülme! Bu kızın öyle bir hali olacak ki, ümmetimden yetmiş bin kişiye şefaat edecektir."
Bu rüya üzerine, Basra Valisi İsa Zâdan’a yazılı bir mesaj iletmesi istenmiş ve bu mesaj sayesinde aileye büyük yardımlar yapılmıştır. Böylece Râbia’nın çocukluğu maddi sıkıntılardan uzak, manevi bir atmosferde geçmiş; terbiye ve edep içinde büyütülmüştür.
Kölelik yılları, sabır ve teslimiyetin zirvesi
Râbia-i Adviyye henüz genç yaşlardayken hem annesini hem babasını kaybetmiştir. O sırada Basra’da büyük bir kıtlık yaşanıyordu. Yalnız kalan Râbia, bir zalim tarafından yakalanarak köle yapılmış ve altı gümüşe yaşlı bir adama satılmıştır.
O evde ağır işlerde çalışmış, hizmetçilik yapmıştır. Ancak hiçbir zaman isyan etmemiş, sabretmiştir. Gece gündüz oruç tutar, ibadet ederdi. Bir gün sokakta yürürken namahremden kaçmak isterken düşüp kolunu kırınca şöyle yalvardı:
"Yâ Rabbî! Garîbim, yetimim, kimsesizim. Köleyim. Bir de kolum kırıldı. Fakat bunların hiçbiri önemli değil. Senin rızanı istiyorum. Acaba sen benden razı mısın?"
Bu duaya karşılık bir ses işitti:
"Korkma! Sen, ahirette meleklerin bile imreneceği bir makama ulaşacaksın."
Özgür kalışı ve ibadet hayatı
Bir gece, Râbia'nın efendisi onun odasından gelen ilginç sesleri duyar. Pencereden baktığında, havada asılı duran bir kandilin odayı aydınlattığını, Râbia’nın secde halinde olduğunu ve şu sözleri söylediğini işitir:
"Ey Rabbim! Eğer elimden gelse bir an bile senden uzak kalmaz, sürekli ibadet ederim. Ama bu evde hizmetkârlık yapmam gerekiyor. Buna rağmen seni unutmuyorum."
Bunu gören efendisi, sabah olunca onu çağırır ve şöyle der:
“Sen artık hürsün. Eğer burada kalırsan, ben sana hizmet edeceğim.”
Râbia ise bu teklifi kibarca reddeder ve yalnız yaşamak üzere ayrılır. Küçük bir eve yerleşir, tamamen Allah’a ibadete yönelir. Geceleri bin rekat namaz kılar, kefenini yanında taşır, üzerine serip secde ederdi. Kefeni olmadan bir adım dahi atmaz, hiçbir yere gitmezdi.
Neden hiç evlenmedi?
Râbia-i Adviyye Hazretleri’ne pek çok kişi evlilik teklif etmiş, neden evlenmediği sorulmuştur. İşte o zaman şu sözleri tarihe geçmiştir:
“Benim üç büyük derdim var. Bunların çözümünü garantileyemezseniz, evlilik hakkında konuşmayın:
Acaba son nefeste imanla ölebilecek miyim?
Kıyamet günü amel defterim sağdan mı, yoksa soldan mı verilecek?
Ahirette Cennetlikler arasında mı, Cehennemlikler arasında mı olacağım?”
Bu sözler, onun dünya hayatına nasıl baktığını, ahirete hazırlığı nasıl öncelediğini çok net ortaya koymaktadır. Râbia Hazretleri için dünya bir zindan, ahiret ise sonsuz bir vuslattı.
Duaları, niyazları ve Allah’a olan aşkı
Râbia-i Adviyye Hazretleri’nin en dikkat çeken özelliklerinden biri, Allah’a olan saf ve derin aşkıdır. Onun duaları, ibadetleri, Allah’a olan bağlılığı asırlardır gönülleri titreten sözlerle doludur.
Bir gün şöyle dua etmiştir:
"Yâ Rabbî! Eğer sana Cennet umuduyla ibadet ediyorsam, bana Cenneti haram eyle. Eğer Cehennem korkusuyla ibadet ediyorsam, beni oraya at. Eğer sana yalnızca Senin rızan için ibadet ediyorsam, beni Cemalinle müşerref eyle."
Bu sözler, Allah’a karşı duyulan karşılıksız, katıksız sevginin en derin ifadelerindendir. Onun amacı ne Cennet'ti, ne de Cehennem’den kurtulmak… Onun tek maksadı Allah'ın rızasını kazanmaktı.
Râbia-i Adviyye’nin kerametleri
Hırsızın evine girip çıkamaması
Râbia Hazretleri bir gece evinde hasırın üzerinde namaz kıldıktan sonra uyuya kaldı. O sırada evine bir hırsız girdi. Evin her tarafını aradı, hiçbir şey bulamadı. Giderken dış kıyafetini almak istedi. Kıyafeti aldığı anda kapıyı bulamadı. Geri dönüp bıraktı, kapı göründü. Bu durum 7 kez tekrarlandı. Sonunda gökten bir ses işitti:
“Ey kişi, uğraşma. O yıllardır kendini bize ısmarladı. Onun örtüsüne dahi ulaşamazsın. O uyuyorsa da Dost’u (Allah) uyanıktır.”
Bu olay üzerine hırsız tövbe edip hayatını değiştirdi.
Râbia-i Adviyye’nin vefatı ve kabri nerededir?
Hazreti Râbia, Hicri 135 / Miladi 752 yılında, Kudüs’te vefat etmiştir. Vefatından önce, her zaman yanında taşıdığı kefeni yakın arkadaşı Abede binti Şevval’e teslim etmiş ve:
“Vefat ettiğimde beni bu kefene sar, defnet.” diye vasiyet etmiştir.
Son anlarında yatağında uzanmış, etrafındakilere:
“Kalkınız, burayı boşaltınız. Rabbimin melekleriyle baş başa kalmak istiyorum.” demiştir.
Odada yalnız bırakıldığında içerden Fecr Suresi 27-30. ayetleri okunmaya başlandı:
“Ey huzura ermiş nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına katıl. Cennetime gir.”
Kısa bir süre sonra sessizlik oldu. İçeri girdiklerinde onun vefat etmiş olduğunu gördüler. Kudüs’te Tur Dağı üzerine defnedilmiştir.
Rüyada görülmesi ve keramet sonrası halleri
Vefatından sonra onu rüyada gören pek çok kişi, onun Allah’ın rahmetiyle kuşatıldığını, yeşil elbiseler giydiğini ve melekler tarafından karşılandığını anlatmıştır. Abede binti Şevval, onu rüyasında görerek şöyle sormuştur:
“Seni sardığım kefene ne oldu?”
“Allah onu kaldırdı, yerine nurdan elbiseler giydirdi.” diye cevap almıştır.
Bir başka rivayette, melekler ona “Men Rabbüke?” diye sorduğunda, o şöyle yanıt vermiştir:
“Ey melekler! Bunca halk içinde Rabbim beni unutmadı, ben O’nu unutur muyum hiç?”
Sıkça Sorulan Sorular
Râbia-i Adviyye kimdir?
Râbia-i Adviyye, Basralı büyük kadın veli, hanım evliyalardandır. Allah’a aşk ile ibadet eden, zühd ve takva ile yaşamış büyük bir sufidir.
Râbia-i Adviyye ne zaman ve nerede vefat etti?
Miladi 752 yılında Kudüs’te vefat etti. Kabri, Tur Dağı üzerindedir.
Râbia-i Adviyye neden evlenmedi?
Ahiret endişeleri ve Allah’a olan aşkı nedeniyle evlenmeyi dünya meşgalesi saydı ve evlenmedi.
Râbia-i Adviyye’nin en bilinen duası nedir?
"Yâ Rabbi, eğer sana Cennet ümidiyle ibadet ediyorsam Cenneti bana haram kıl…" duasıdır.
Râbia-i Adviyye’nin en bilinen kerametleri nelerdir?
Bir hırsızın evine girip çıkamaması, secde halinde havada asılı kandil görülmesi ve geceleyin nurla dolan odası en bilinen kerametleridir.