Eli Cohen Kimdir? Mossad'ın Efsanevi Ajanının Sürükleyici Hayatı ve Ölümü
İsrail istihbaratının en bilinen isimlerinden Eli Cohen'in hayatı, casusluk romanlarını aratmayacak detaylarla dolu. 1924'te Mısır'ın İskenderiye kentinde dünyaya gelen Cohen, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Çok dilli yapısı, özellikle Arapça, İngilizce ve Fransızca'ya olan hakimiyeti, onu henüz genç yaşlardayken istihbarat çevrelerinin dikkatini çekecek bir figür haline getirdi. 1957'de İsrail'e yerleşen Cohen, kısa süreli meslek hayatının ardından Mossad'ın radarına girdi ve dünyanın en tehlikeli görevlerinden birine hazırlanmaya başladı.
Mossad'ın Gizli Silahı: Kamel Amin Thabet Kimliği
Mossad tarafından titizlikle seçilen Eli Cohen, 1960'ların başında İsrail'in ulusal güvenliğini derinden etkileyecek kritik bir operasyonun parçası oldu. Yeni kimliği 'Kamel Amin Thabet' ile Arjantin'deki Suriye diasporasına sızarak güven kazanan Cohen, kısa sürede Suriye'nin kalbine, Şam'a yerleşti. Bu, İsrail için hayati önem taşıyan bilgilerin toplanacağı bir sürecin başlangıcıydı.
Şam'da Yükselen Bir İş İnsanı: Siyasi Elitle Kurulan Bağlantılar
Kendisini Lübnan kökenli zengin bir iş insanı olarak tanıtan Cohen, Arjantin'de kurduğu güçlü bağlantıları sayesinde Suriye'ye sorunsuz bir geçiş yaptı. Gösterişli yaşam tarzı, cömert harcamaları ve kurduğu diplomatik ilişkilerle kısa sürede Suriye'nin askeri ve siyasi çevrelerinde kendine sağlam bir yer edindi. Bu sayede, ülkenin en gizli bilgilerine ulaşma fırsatı buldu.
Golan Tepeleri'nin Kaderini Değiştiren Bilgiler
Cohen'in kurduğu ağ, geleceğin Suriye lideri Emin el-Hafız gibi kilit isimlere kadar uzanıyordu. Şam'daki lüks evinde verdiği partiler ve kurduğu stratejik dostluklar aracılığıyla, Suriye'nin savunma planları hakkında detaylı bilgilere erişti. Özellikle Golan Tepeleri'nden Ürdün Nehri'ne kadar uzanan stratejik bölgelerdeki askeri hareketlilik ve planlar hakkında topladığı bilgiler, gizli telsiz bağlantılarıyla Tel Aviv'e anında iletiliyordu. Cohen'in, askeri bölgelere ağaç dikme önerisiyle askerlerin dinlenme alanlarını gizlemesi, 1967 Altı Gün Savaşı'nda İsrail'in büyük avantaj sağlamasına yol açtı.
Casusluk Ağının Çöküşü: Hata Nerede Yapıldı?
Suriye'nin en güvenilir figürlerinden biri haline gelen Eli Cohen, askeri üsleri ziyaret ediyor, hatta tatbikatlara katılıyordu. Ancak, her gün aynı saatte yaptığı telsiz yayınları, Sovyet yapımı gelişmiş dinleme cihazları sayesinde Suriye istihbaratının dikkatini çekti. 1965 yılının ocak ayında, Şam'daki evine yapılan baskında ele geçirilen gizli belgeler ve sorgular sonucunda Cohen'in tüm faaliyetleri ortaya çıktı.
İdam Kararı ve Uluslararası Müdahale Çabaları
Eli Cohen, casusluk faaliyetlerinin ortaya çıkmasının ardından 18 Mayıs 1965'te Şam'ın Merce Meydanı'nda halka açık bir şekilde idam edildi. İsrail ve birçok dünya ülkesi, infazın durdurulması için yoğun diplomatik çaba gösterse de Suriye yönetimi kararından dönmedi. Cohen'in naaşının hala İsrail'e teslim edilmemiş olması, iki ülke arasındaki gerginliğin sembolik bir yansıması olmaya devam ediyor.
Eli Cohen'in Mirası: 6 Gün Savaşı'na Etkisi ve Günümüzdeki Anısı
Eli Cohen'in topladığı istihbarat bilgileri, İsrail'in 1967 Altı Gün Savaşı'ndaki zaferinde kritik bir rol oynadı. Suriye ordusunun Golan Tepeleri'ndeki konumları, Cohen'in sağladığı bilgiler sayesinde İsrail tarafından kusursuz bir şekilde hedef alındı. Günümüzde İsrail'de birçok cadde, mahalle ve kamu kurumu Eli Cohen'in adını taşımakta, onun cesareti ve fedakarlığı anılmaktadır. 2019 yapımı 'The Spy' dizisi de Cohen'in hayatını uluslararası alanda yeniden gündeme taşıdı.
Son Gelişmeler: Belgeler Teslim Edildi, Naaş Mücadelesi Sürüyor
Eli Cohen'in idamının 60. yılı olan 2025'te, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Cohen'e ait olduğu düşünülen yaklaşık 2.500 belge, kişisel eşya ve el yazması mektubu merhum ajan Cohen'in eşi Nadia Cohen'e teslim etti. Bu belgeler arasında sahte kimlikler, istihbarat raporları ve Cohen'in ailesine yazdığı mektuplar bulunuyordu. Ancak, Eli Cohen'in naaşının hala Suriye'de tutuluyor olması ve İsrail'in iadesi için sürdürdüğü diplomatik temaslar, bu trajik hikayenin hala kapanmayan bir faslı olduğunu gösteriyor.